3 Mart 2011 Perşembe

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Bugün yeni bir başlangıç yaptım....Sabah uyandığımda günü istediğim gibi geçirmek üzere bir karar verdim...önce güzel bir kahvaltı ardından bir kısa yürüyüş iyi olur diye düşünmüştüm ..ama kitapçıya uğrayıp orada çakılıp kalmak gibi bir planım yoktu.
Çocukluğumdan beri okumaktan bambaşka bir tat alırım..Yanımda ses varmış ,televizyon açıkmış,iki kızım birbirine girmiş çok umursamam okurken...okuduğum kitapla bambaşka yerlere taşınırım herşeyden uzaklaşırım hatta dünyadan...canım sıkkınken okuyamam diyenlerin aksine bir kaçıştır okumak benim için sığınılan bir kucak gibi sıcacık sarmalar beni..öyle kitap ve konu tercihim yoktur ..yabancı yazarları hiç mi hiç aklımda tutamam.yalnızca kitabın adı kalır aklımda bir de kapağında ki resim ...ilginç olan çok hızlı okurum bitirmeden çok acil ihtiyaçlarım dışında kitabımı elimden bırakmam ve okuduğum kitabı nekadar seversem seveyim ikinci kez okuyamam...
Nasıl kazandım bu alışkanlığı çok hatırlamıyorum ...yalnızca aklıma gelen annemin ve babamın işten gelip yemeklerini yedikten sonra ellerine birer kitap alıp okumaya başladıklarını hayal meyal hatırlıyorum...O zamanlar ben 4 bilemedin 5 yaşlarındaydım .onlar okurlarken okadar özenirdim ki okumayı kendi başıma çözdüm...Daha sonraları bu okuma saatleri azaldı ama yatak odalarında baş uçlarında birer kitap olurdu mutlaka akşamları uyumadan önce bir kaç sayfada olsa okudukları...hatta ben 8 yaşlarındayken annem köygöçüren isimli bir kitap okuyordu kitap oldukça kalındı merak edip bende okuyayım mı demiştim annem sadece bir kaç sayfayı bana sesli okumuştu..sonra hadi sende kendi kitaplarından alıp oku demişti...o günden sonra o kitaplık benim için gizli bir hazine haline gelmişti çünkü 8 yaşında bir çocuğun tırpandan,ince mehmedden yada evlerden birinden zevk almayacağını düşünen annem ve babam benim okumama ihtimal vermiyorlardı bense her fırsatı değerlendirip onların evden uzak oldukları zamanlarda kitaplığa koşuyordum....Bazen öylesine dalıyordum ki kendi sorumluluğumda olan ödevler kalıyor kitaplıktan kaptığım bir kitabı bitiriyordum...
Yıllarca bu açlık sürdü gitti şimdi bir kitapçı bana heryerden herşeyden daha sıcak ve daha yakın geliyor...kütüphanelerden de kitap alıyorum ödünç okumak için ama en çok kendi kitabımı okumayı seviyorum bir hazine gibi onları okudum demek hoşuma gidiyor arkadaşlarıma verdiğim kitaplarımı geriye sağlam cildi bozulmamış yaprağı kıvrılmamış alana dek içim rahat etmiyor...
işte sanırım tüm bu nedenlerden yeni başlangıcım beni kitapçıya kadar getirdi...içimdeki ses bu gün alacağım kitabı yakın bulana dek rafların arasında dolaştım ...NİLGÜN isimli yazarın küçük kişisel gelişim kitapları bugün bana sıcak geldi...Hızlıca evime döndüm çünkü günümünilk ola gerikalanında okumak istiyorum....ilk olarak Küçük Renkli Dilek Kitabını okumaya karar verdim..........

2 Mart 2011 Çarşamba

Bundan yaklaşık 20 yıl kadar önceydi..O zamanlar üniversitedeydim..20li yaşların coşkunluğuyla aklım ders dışında her yerdeydi....ön sıralarda ki arkadaşlar bana sıkıcıda gelse dersten zevk alıyor olmalıydılar ki merak ve ilgiyle hocayı dinliyorlardı..Hocamız 40 lı yaşlarını çoktan aşmış olmalıydı uzun saçları tepesinde topuz olarak toplanmıştı...elinden geldiğince bilgilerini bizlere aktarmaya çalışıyordu ders zili çalmak üzereydi nasılsa bir söz söyledi'Hayatın en güzel bölümü çocukluk ne yazıkki çocukların elinde heba oluyor'  diye...o an tüm dikkatim hocaya kaydı, belki ders başında bu sözle başlasaydı tüm ders başka güzel söz söyleyecek mi  acaba diye merakla onu dinleyebilirdim...
o günden beri bu söz aklıma geldikçe ufak bir gülümseme yerleşir dudaklarıma...bu gün benim doğum günüm...sabah uyandığımda hiç kıymet vermeden yaşadığımı hissettim hayatıma ..heba etmiştim 40 küsür yılı...........kazancım neydi benim bu kadar yılda doğurduğum iki çocuk mu.?belki bu da bir teselli olabilir ama ya koşuşturmacalar arasında vermediğim molalar bunlarada birer mazeret bulabilecek miydim...sanmıyorum ..yıllar var ki kendim için yaptığım bir yemek ,sadece kendim istediğim için çıktığım bir kısa süreli bir gezinti olmadığını farkettim ..çocukların eşimin programına ayak uydurmak adına hiç bir planım ,hayalim ,umudum olmadığını farkettim..farkettim ki ben yıllardır ailem için onların istediği doğrultuda hareket eden bir piyonum...yok yok mutsuzluktan değil bu yazdıklarım tabi ki mutluyum ama bunca zaman sonra bunu farketmenin acısını da çıkarmayı düşünüyorum hayattan Cahit Sıtkının dediği yolun yarısı da geçti kaç gün var önümüzde yaşayacağımız ..aldığımız nefesin kıymetini bilerek yaşayalım diyorum bu yüzden ...Bu günden tezi yok...yeniden yeni baştan başlıyorum yaşamaya...

17 Şubat 2011 Perşembe

BİRGÜN

Birgün diyorum ,birgün, hep bir gün
Erteliyorum ne varsa yaşamak istediğim
Herşey o günde birikiyor
 Hasreti o güne ekliyorum
Sevinci o güne
Gitmek istediğim heryer o günde saklı
O gün gelirse
Hissedeceğim gönlümce yaşadığımı
Erteleyip duruyorum hayatımı
Biliyorum ogün olacak diye....
Hayat bitiyor o günde farketmiyorum

Nerdesin

Nerdesin uzakların en yakını
Nerdesin
Yüreğimdeki sır
 İçimdeki haykırış
Vazgeçişlerimin bitmeyeni
Özleyişim,
Hayatımın anlamı
Yarım öteki yarın
Nerdesin?

16 Şubat 2011 Çarşamba

Yeniden merhaba

 Yazmak dünyanın en zor işiymiş; oysa hep elimize kalemi alsak çalakalem yazacakmışız gibi gelir...umutlarımızı ,mutluluklarımızı değilde daha çok hüzünlerimizi yazarız belki bizi rahatlatmasını umduğumuz için...oysa yazdıkça içine düşeriz .Her olay ard arda kapılar gibi  bir diğer sıkıntıya açılır her kelime bizi biraz daha derinlere götürür..geçmişimizeki işileri hatırlarız, kimini suçlar kimine üzülürüz ama affetmek pek aklımıza gelmez..oysa affedebilsek bize yapılanları herşey bitip gider....Ne sıkıntıları paylaşmaya ne yazmaya ihtiyaç duyarız,derin derin iç çekmelerde kalmaz hayatımızda...ama bizler garip bir tat alırız başımızdan geçenleri hatırlamaktan ah ah ben neler yaşadım demekten ...kaç kadın vardır geçmişini anlatmayan ;içinde yaşayan ....Ya komşumuzla ,ya arkadaşlarımızla konuşuruz..Hiç olmadı çocuklarımıza serzenişte bulunuruz babası kılıklı diye....vaktiyle bir komşumuzvardı...Türkan Teyze....çok şirin ,hafif kilolu,şen bir kadındı. Dünya tatlısıydı .Nur içinde yat Türkan Teyzem.....Her sabah mutlaka buluşurlardı annemle ve mutlaka bir Türk kahvesi içilirdi.Mutlaka kahve bittiğinde fincanlar çevrilirdi..Fal bakarlardı her sabah annemle ,değişmeyen dünyalarını değiştirmeye çalışarak,günün monotonluklarından uzaklaşmak ,yeni umutlar yüklenmek için ;çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi....istanbula gelmezden bir kaç yıl öncesinde eşinin görevi nedeniyle doğuda kalmışlardı.Ne zaman hüzünlense 'ah, ah komşum ben motorsiklet bile ittim 'derdi...belki bir yada iki kez yaptığı bir işti bu...oysa ki yıllarca ailesinden uzak yaşamış,iki çocuk büyütmüş ,tek maaşla zar zor geçinmiş ..o şehir senin bu şehir benim diyerek memuriyetin güçlüklerine katlanmıştı..hayatındaki diğer herşeyden daha çok içini acıtmış olmalı ki motoru itmiş olmak  sadece onu söylerdi..çocuktum  o bunu hersöylediğinde gülerdim...şimdi de gülümsüyorum ama biraz daha anlayarak ..galiba hatırladığımda benim de içimi acıtan anılarım var ....yoksa gülümsemenin yanında yüreğimdeki bu burkulma olmazdı...
Oysa bugün yeni bir gün...yeni bir sabaha uyandık belki hiç birşey değişmedi hayatımızda sıkıntılarımız dertlerimiz aynı ,belki yine aynı sorunlarla boğuşacağız ama gelin değiştiremediğimiz herşeyi kabul etmeyi deneyelim ..sırtımızda yük olmasınlar artık ..Daha bir umutlu olalım....Takılmayalım...Biz kadınlar öylesine güçlüyüz ki bulduğumuz ilk fırsatta bunların hepsine son verebilir güçlükleri yok edebiliriz hayatımızdan ...

Elif Şafak - Aşk

Elif Şafak - Aşk

24 Haziran 2010 Perşembe

İÇİMDEN GELDİĞİNCE
Hani güzel yemyeşil bahçenin yanından yürürsün her adımında rengarenk çiçekler ,sana doğru eğilen ağaç dalları sana eşlik eder kokularıyla beraber;her adımında baharın geldiğini duyumsarsın ve yürüdükçe yürüyesin gelir o yolda ve dersin ki keşke böyle bir bahçede yaşasam .o bahçe sanki kendiliğinden öyle hazır verilecektir sana ve sanki senin olsa hiç uğraş gerekmeden hep öyle mis kokacak….işte hayata bakışımız bu kendi bahçelerimizi yeşertmek yerine hazırda olana özenmek,hazır verseler bir iki gün keyfini sürsem ama ben çalışmasam uğraşmasam emek vermesem …mümkün mü bu,yada hazırda verilen şeylerin kıymeti olur mu?düşün ki sen hiç çabalamadan birisi açmış kalbini sevgisini sunmuş sana bu seni mutlu eder mi?gözün hep daha iyisi diye betimlediğin senin çabanı gerektirecek olandadır..burda iyi kötü değildir ölçüt olan ölçü hazır bulunuşluktur…çabalamadan uğraşmadan önümüze konan yemeğin tadı bile damağımızda istediğimiz tadı bırakmaz iş ki aşk bizi mutlu etsin …belki bir iki gün bir değişiklik gözüyle bakarız sonra başlarız olumsuzlukları saymaya yada olmadı karşımızdakini inciten tavırlar sergileriz vıcık vıcık gelir sevgisi boğar sıcağıyla,o an bizi serinleten bir şey bekleriz bizi iten hırpalayan inciten bizi biraz yoracak harekete geçirecek birşeydir aradığımız… o da elimize geçene kadar …kısa bir andır mutluluk geçici bir zaferdir kazandığımız sonra bekleriz kuş gibi çırpınsın yüreği çırpınsında ben yine çaba sarfedeyim işte bu yüzdendir aşk elimizde ki kuş gibidir ne sımsıkı tutmak nede gevşek bırakıp kaçmasına izin vermek bizi mutlu eder..Şimdi bunların bizimle ne ilgisi var dediğini duyar gibiyim …Hiç koca bir hiç….içimden gelen anlatmak için uygun kelimelerin bulunamadığı anlarda bir şeyler anlatırsın ya işte şu an da o an…uygun kelimeler buralarda bir yerde az kaldı bulacağım biraz sonra ama şimdi sadece uygun kelimeleri arıyor ve deniyorum anlatmayı….
Biliyorum hiç kasıt yok …söylediklerinde yaptıklarında ve olabildiğince içtensin canım isterse konuşuyor istemezse arkanı dönüp yokmuşum gibi davranabiliyorsun .Aslında belki bu da benim edinemediğim ve edinemeyeceğim bir beceri olsa gerek…ben hep bir yerlere tutunma ihtiyacı içindeydim bu güne kadar ;bir sarmaşık nasıl ayakta durmak için bir yere dayanmak ,filizleri ile tutunmak ihtiyacında ise bende hep bir yere bir şeylere birilerine yada sevgilerine tutundum güç aldım ….daha küçücük bir çocuktum ….Ninem benim için taşduvardı ve ben onun sağlamlığına dikliğine kendi başına ayakta durmasına hayrandım.Onun bahçesini yeşerten bunca çiçek gibi onun konuşmaları benim için de hayat demekti…o aynı bir çiçeği büyüttüğü gibi büyüttü beni de sevgiyle emekle ihtimamla…Ninemin bahçesinde kardelenleri vardı ,sünbülleri, mısır menevşeleri,şebboyları gülleri….her sabah kalktığında ilk iş onların yanına gider onları sular yapraklarını temizler anlatırdı geçmişini umutlarını onlara…her sabah yattığım yerden onun bu konuşmalarını duyar uyuyormuş gibi yaparak onu dinlerdim..Bazen onun çiçeklere olan ilgisini kıskanır o görmeden gidip koparırdım o çiçeğin en güzel açmış tomruğunu parçalardım ufacık olana kadar ve sonra yaptığımdan gelen pişmanlıkla mı yoksa seçilmemiş sevilmemiş olmanın sıkıntısıyla mı ağlardım evin arkasındaki küçük çıkıntıya oturup ta ki nineciğim gelip beni bulana kadar…
Şimdi hiç kimseye hiç bir şeye gücüm yetmiyor o çiçeklere yaptığımı kendime yapıyorum..En ufak bir kırgınlıkta ,pişmanlıkta yada ayrılıkta parça parça yapıyorum ruhumu, ufalıyorum yaşadığım en mutlu anları , ve ağlıyorum.Gücüm yalnızca gözyaşlarıma yetiyor akıp gidiyorlar sessizce bazen içime ,bazende dışarı…
Sen beni tanımıyorsun öyle hassas bir çizgi ki ne kadar tanıyorum desende ne zaman ne yapacağını gözünde anlarım desende içimden geçenleri değil yüzümde olanları bile ayırd edemiyorsun… Gözyaşım akmadan da ağlarım ben biliyor musun hatta gülümserim hayata ve sen benim deliler kadar sorunsuz ve mutlu olduğumu sanırsın İşte sır burada… Her sayfada her anıda ayrı bir ben olarak karşına çıkmak hem rahatlatıcı ;içimi döktüğüm için hemde utanç verici çırılçıplak kalmışım gibi…bu iki duygunun ortasında bir yerlerdeyim….gelgitlerde yolumu arıyorum olmadı yeni yollar çiziyorum …
Bugün bir cenazedeyim yarın bir düğünde… ne düğün farklı ne de cenaze….aklımdaki sorular nereye gitsem benimle geliyor,korkularımın önünde iki büklümüm nereye gitsem ne yapsam bir çemberin içindeyim sınırlarımı koymuşlar çabalayamıyorum bile dışına çıkmak için ben kendim kendime duvarlar örmüşüm….Başkaları çok eskilerde bile kalsa korkuyu öğrenmişim ya,şu korkuyu bir atıversem içimden yeniden doğmuş bir bebeğe döneceğim…
Yıllar öncesinden bir arkadaşım bana hep senin gibi olmak isterdim fakat yıllar geçtikçe sen bana benzedin dedi…aslında ona benzememiştim aslında boş bir kağıdı nasıl katlar ve şekle sokarsın nasıl istediğin gibi karalar sonra buruşturup bir köşeye fırlatırsın işte ben o kağıt gibiyim artık atıldığım tarafa gitmek dışında bir seçenek sunmuyor hayat bana…bir zamanlar mutluluk veren şeyler artık içimi kıpırdatmıyor,gülümsemek bile bazen bir kayayı yerinden oynatmak kadar ağır geliyor ….artık eskisince gülmek bana haram….

Dedim ne ..inan tanı bile koyamıyorum…keşke eski ,delik,küreksiz bir kayık gibi bıraksalar beni akıntıya…kaybolsam denizin derinliklerinde…ama mümkün mü hayat dedikleri bir kez başladın mı bir daha bitsin demekle bitiremeyeceğin pek çok sorumluluk denilen yaftayı da üzerimize yapıştırıyor..hadi kolaysa vazgeç gittiğin yoldan dönercesine….eksiler artılar beyninde dansedip duruyor ve en sonunda yorgun düşüyor zihnin uyuyor sen ayaktayken bile..işte benimde yaşadığım sanırım artık bu…
Fark ettiğim hiç hayalimin olmayışı,hiç yok vazgeçirdiler beni …bir süre çabaladım hayallerim evlenmemiş kızların sandıklarda çürüyen çeyizleri gibi üst üste yığıldılar;sarardılar ..anlattım dinlenmedi gerçekleştirmek için fırsat beklemek şöyle dursun vazgeçmek zorunda kaldım hepsinden başkalarının günümüze uygun istekleri yüzünden..neden onlar daha önemliydi çünkü o istekleri önemli yapan isteyen kişiydi…durumsal yaklaşım denilen bir şey vardı ve ben onunla daha yeni tanışıyordum işte bu tanışma hayallerimi yıktı geçti tartışmalar konuşmalar yaşantılar her şey durumsaldı yani bugün seni istiyorum seviyorum ama yarın bu duruma göre değişir hangi durum senin beni mutlu yada mutsuz edişine…yada senin benim için sunduğun imkana…yada tercihlerime ..bilmiyorum bir baktım ben o eski hayaller kuran kişi değilim artık bekleyebileceğim elini uzatacak destekleyecek kimse yok….yapayalnız hayalsiz kurak bir tarlada ayakta kalmaya çalışan bir ebe gümeci yook yok hayır ben sadece kalmaya yaşamaya çalışan bir ebe gümeciyim öyle dağılmalar yayılmalar yok .....